|
Kitap ||
TÜRK AYNŞTAYNI Oktay Sinanoğlu kitabı
Emine Çaykara
İş Bnk. Kültür Yayınları
Ocak 2002, 470 Sayfa
Bir biyografi olmasına rağmen, edebiyattan,
tarihten, sanattan ve özellikle bilimsel çalışmadan bahseden son
derece önemli bir eser.
Sinanoğlu, Türkiyenin yetiştirdiği istisna
şahsiyetlerden -kısaca her yönüyle sıra dışı- biri. Osmanlı ile
Türkiyeyi iyi tanıyan, yer yer analiz de yapan Sinanoğlu,
gerçek bir vatan hayranı. Neden Amerikaya gittiğini, orada
oynanan oyunları çok net bir şekilde ortaya koyan, oranın çok
fazla bütüyülmemesi gereken bir yer olduğunu ifade eden Oktay
Sinanoğlu, genç neslin çok ama pek çok çalışmasını istiyor.
Siyasi yönünün olmadığını söylemesine rağmen
satır aralarından o yönünü de anlamanın mümkün olduğu bu eseri,
herkesin okuması gerektiğine inanıyorum.
Kitaptan bazı alıntılarda bulundum. Fakat bu
iktibaslar kitabı tanıtmak için yeterli değil.
Okunacak bölüm olarak 470 sayfa olan kitabın; Ad
Dizini, (Kronolojik) Yaşam Öyküsü ve Bibloyografyanın yanı sıra
oldukça geniş bir albüm koyarak eserden değişik şekillerde
yararlanılması sağlanmıştır.
Kitabın tamamı röportajlardan oluşmakta. Emine
Çaykaranın akıcı üslubu ile yazılan kitap Türkiye İş Bankası
Yayınlarından çıkmıştır.
... İçimden yemin ettim, dedim ki:
Gideceğim ve kısmetse orada söz sahibi olacağım;
ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım. O zaman
anlamıştım ki, burada kalırsam Amerikanın kölesi olurum, oraya
gidersem Amerikanın efendisi olur, buraya gelip onlarla daha
rahat mücadele ederim... (50)
Benim yetiştiğim muhitte cami yoktu...
Sıhhıyede (Ankara) senelerce yatılı mektepte ben ezan sesi
duymadım.
Ama gazetelerin gündemi: Ticaniler çıktı, ticani
avı başladı, irtica çıktı, o bitti. Nurcular çıktı vs.vs. (46)
... Biz her ne kadar müsamerelerle, Osmanlı
döneminin kötülendiği bir ortamda yetiştiysek de İstanbula
geldiğimde İstanbulun tam bir Osmanlı şehri olduğunu
hissederdim. Birden bire o güzelim çeşmelerin hepsinin
muslukları söküldü, zamanla oralar çöplüğe dönüştü.
... Beyazıt meydanı mahvoldu, Beşiktaş meydanı
mahvoldu. Hatırlıyorum, Laleliden geçen caddede yıkım oldu ve
tarihî Osmanlı eserleri, zemin seviyesinin altında kaldı. Bir
taraftan Bizans kalıntısı birkaç taşı ortaya çıkardılar. Şehrin
Osmanlı havası gitti. (47)
Profesör olayım diye uğraşmadım, kendi kendine
oldu.(113)
Ortaokul ve lise yıllarında deney yapmaya
başlayan Oktay Sinanoğlu; yazar annesinin git gez demesine
rağmen saatlerce uğraşıyor. İlk defa sirkeyi ayrıştırarak koku
elde ediyor. (36)
Bu azmidir ki, onu kuvvet bulmaya itiyor.
Solvofobik kuvveti. (196)
Bilimsel çalışmasını kültürel çalışmayla
zenginleştiren Sinanoğlu, Japonyada şöyle bir teklifte
bulunuyor: İpek Yolunun İki Ucu konferanslar nedeniyle .....
bir program önerdim. Birlikte, tarihteki gibi bir İpek Yolu
seferi düzenleyelim, Japoyadan Türkiyeye kadar. Yol üstünde
her yerde ben sadece Türkçe konuşacağım, siz de Japonlar olarak
oradaki halkların konuşmalarını anladığımızı, çünkü onların da
Türk lehçeleri konuştuğunu göreceksiniz. (261)
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ (359)
Amerikayı, Avrupayı, Asyayı gezen birçok
kimseye faydalı olan, bir çok kimsenin hatta devletlerin
kendisinden faydalandığı, ülkesine davet ettiği Oktay Sinanoğlu,
yaptığı yemine sadık kalarak Türkiyeye geliyor. 1994 yılında
İTÜde kendisine yer de tahsis ediyorlar. Kendisinin Türkiye ile
ilgili şu değerlendirmesi sanırım sizlere bir şeyler hatırlatır.
Ben de zannediyorum ki, ben bunlar için
fırsatım. Öyle konular var ki, dünyada herkes gelmiş, Yalede
benden öğrenmiş; Rusyasından, Doğu Blokundan, Avrupasından.
Ben ayaklarına gelmişim, yeni bir şey öğrenin, yapın. YOK.
Kendisi kendini şöyle tanıtıyor:
Oktay Sinanoğlu bir aşıktır, bilime aşık,
vatanına, milletine aşık, Türk diline, tarihine aşık, insanlığa,
daha doğrusu her insanın içinde gizli duran en yüksek
mertebelere ulaşabilme yeteneğine aşık. (409)
NOBEL ÖDÜLÜ ve ÖDÜL DEĞERLENDİRMESİ
Çocukluktan beri, hiçbir zaman dünyevî
ödüllenmeler için çalışmadım. Ne okulda not için, ne sonra makam
veya para için, ne de başkalarının bana bahşeyleyeceği ödüller
için. Zaten ödülü veren aslında sana olan aşkından değil, kendi
gayeleri için verir; dikkat edin hep öyledir. Ödül alma, zengin
olma, mevkiler sahibi olup da bol bol kasılma arzusuyla yanıp
tutuşanlar gerçek değeri olan hiçbir şey ortaya koyamazlar.
Toplum için, bilim için, ülken için, insanlığın insanlaşması
için çalışırsan, hak ve halk seni öyle veya böyle kendiliğinden
ödüllendirir. Manevi nimetler ise hepsinden önemlidir.
Nobelin bilimden öte, bir de siyasî yönü var.
Daha 70li yılların başında Türkiye üzerinde
oynanan derin oyunları görüyor, kimsenin farkında olmamasından,
bilenlerin de ihanetin içinde oluşundan endişe ediyordum.
Başımıza bugünkü perişan hallerin, yakında daha da beterinin
geleceğini yıllar öncesinden gün gibi görüyordum... (412)
Oktay Sinanoğlu, özellikle Türkiyedeki yabancı
dil eğitimine (yabancı dile değil) oldukça karşı. 1954 yılındaki
Yabancı Dil anlaşmasını sert bir uslupla eleştiren yazar, bu
konuda hem maddi, hem manevi ciddi zararın olduğunu belirtiyor.
Üstüne üstlük yeterli İngilizcenin de öğretilemediğinden
şikayetçi. Bu konuda müstakil olarak yazdığı Bay Bay Türkçe
isimli eserini de tavsiye ederim.
|