Ingiltere ||

GÜNÜMÜZ İNGİLTERE'SİNİN PERDE ARKASI

 

O. SİNANOĞLU:
Haa, ama en büyük sınıf farkı olan ülke İngiltere'dir; hem de neredeyse Hindistan'daki kast sistemi gibi sınıf farkı vardır. Meselâ benim tanıdıklarım vardı; bilim adamı filan, İngiliz... Bunlar meselâ "aşağı sınıf"tan gelirler. "Çamaşırsız sınıfı"ndan, "Kokney" sınıfından. Şiveleri bile bozuktur. Değişiktir yani... Bunlar okuyor, bayağı ciddi iyi bilim adamı oluyor. Yani başa güreşenler arasında sayılabilir ama, ünvan sahibi olamıyor... Ve hatta neredeyse açıkça söylüyorlar: "Sen asil bir aileden gelmiyorsun" diye... Ve bunlar sonunda ya Amerika'ya, ya Kanada'ya, ya İtalya'ya göç etmek zorunda kalıyor. Ve sınıflar arasında o kadar korkunç bir kültür ve seviye farkı var ki; İngiliz'in üst sınıfıyla aşağıdaki o "kokney" sınıfı bir kere neredeyse birbirlerinin dillerini bile anlayamazlar. Şimdi dedik "yahu nasıl oluyor? Niye bu?" Ben, son birkaç yıldır merak ettim. İnsan düşmanını iyi tanımalıdır. Türk'ün, Müslüman'ın en büyük düşmanı İngilizdir. Bu işin şakası yoktur. Bunun için dedik şu İngiliz'i bir anlayalım. İngiliz'in tarihini didik didik inceledim. Ve baktım ki; şimdi biliyorsunuz bizde 1071 Malazgirt, orada da 1066 -aynı yılda aşağı yukarı- Norman İstilası oluyor, Fransa'dan Normanlar gelip İngiltere'yi işgal ediyorlar. Şimdi tuttum, tam o işgal sırasında bir keşişin yazdığı kitabı okudum. Artık İngiliz mi değil mi tam hatırlamıyorum da, o devrin adamı... Şimdi orada Norman istilası olduğu zaman İngiltere'nin yerli ahâlisinin durumunu anlatıyor. Yâni herifler, ağaçlar üstünde yaşıyorlar, son derece ilkel, yamyam gibi adamlar. Ve meselâ sonradan İngilizler denizcilikte ilerlediler. O istilâ olduğu zaman; meselâ orada bir nehir var, İngiltere'de yerliler, yâni kendileri; bir sahilden diğer sahile geçecek kadar kayıkçılıktan haberleri yok... Normanlar gelmeden evvel İngiltere'de böyle biraz üst tabaka var; idareci, işte derebey gibi...

H. YÜKSEL:
Tarih?

O. SİNANOĞLU:
1066; Malazgirt'le filan aynı sıralarda işte... O sıralarda, zaten daha istilâdan evvel bu İngiltere'nin üst tabakasında bir Fransız modası çıkmış. Herifler sarayda -ağaçtan yapılmış sarayda- gorillerin de sarayı vardır ya hani, işte iki yaprak koyuyor üzerine öyle birşey... Orada bunlar Fransızca konuşmaya merak salmışlar. Fransızca konuşuyorlar... Dolayısıyla, beyi paşası neyse, onları zaten daha istilâdan evvel Normanlar tâyin ediyormuş... "İşte bu sizin derebeyiniz olacak" diye, sonra bunlar geliyorlar. Ha şimdi ben şuna bağlıyorum sınıf farkını; istilâcı Normanlar daha kültürlü, daha ileri... Bunlar daha sonra İngilizlerin üst sınıfını teşkil ediyorlar. Bu benim faraziyem... Benim faraziyelerim doğru çıkar... İllâ fizik olması şart değil. Bu da bir kimyâdır yâni... İnanmazsan Kimyâ-yı Saadet'i oku... Bana gıcık olan bir adam "senin mesleğin neydi?" dedi. Biraz attık tuttuk ya, Türkiye battı mattı filân diye; "senin mesleğin neydi; ha kimyâ değil miydi?" dedi. Neyse, bunların hepsi kimyâdır, ona aklın eriyorsa buna da aklın erer, bunların kanunları da birbirlerine çok benzer yâni. Türkiye'de adamlar böyle... Neymiş sosyologmuş... Toplumbilimci, içtimâiyatçı, işte neyse... Biliyorsunuz televizyonlara çıkarlar, yazı yazarlar. Okuyorsun, "yahu bu adam ne diyor kardeşim..." Birtakım alafranga laflar paralıyor ama, şimdi İngilizce gibi düşünsen anlamıyorsun, Türkçe gibi düşünsen anlamıyorsun. Hah sonunda televizyonda açıkoturumda bir de bakıyorsunuz ki, adamlar meğer kendileri anlamıyorlarmış da, böyle birkaç yabancı kelime kullanarak bunun arkasına saklanırlarmış... "Eee işte, filân şunu dedi, bilmem kim bunu dedi", bununla ilim adamı olmuş herifler... Peki sen ne diyorsun kardeşim? Sen ne düşünüyorsun bakalım? Böyle olacağına sen kimyâcı ol, kimyâ hem kafa çalıştırır, hem bunlara da çalıştırır... Neyse, o eski yabanî İngiliz'in ayak takımı da, işte o "Kokney" sınıfını oluşturmuş diyorum ve bu devam etmiş. Ve hatta kanunen devam etmiş, biliyorsunuz bir Lordlar Kamarası var; Aristokratların ayrı meclisi var, altında halkın ayrı meclisi var; Avam Kamarası... Mühim olan aslında Lordlar Kamarası... Şimdi derken Amerika'ya geliyor bunların bir kısmı. Ondan sonra şimdi diyorlar ki; "Yahu Aristokrasi olmaz" Çünkü gelenlerin birçoğu da öbür takımdan. Aristokrasiye de kızıyor bunlar... Eee ne yapıyorlar?.. Haydi bu sefer Lordlar Kamarası yerine Senato, halk meclisi yerine de Temsilciler Meclisi; aynı şey... Ha ondan sonra ne oluyor bu; doğuştan gelen Aristokrasi yerine, para aristokrasisi... Şimdi Amerika'da aristokrasi; işte et kralıymış, kasaplar kralıymış, bilmem neyin ne kralıymış, sabun kralıymış filan, aristokrasi bunlar.

H. YÜKSEL:
Asâlet paradan geçiyor yâni...

O. SİNANOĞLU:
Yâni... Fakat, şimdi bu Amerika'yı yakın zamana kadar, şöyle bir 20 sene evveline kadar bu eski Anglosakson -ilk gelenlerin torunları olan, eski para aristokrasisi-, bunlar idâre ederlerdi. Bunlara, "Wasp" derler. "Wasp", eşşek arısı demek İngilizce; aslında münâsiptir. Kısaltma yani: "White Anglosakson Protestan" demek. Beyaz ırk olacak. Eğitim, herkese rengine göre. Herifler gelmiş oranın yerlilerine "Kızılderili" diyor, öbürlerine "Siyahderili" diyor, kendilerine "Beyazderili" diyor. Anlayış bu. Bir kere ırk üstünlüğü kavramı var; kesin ırkçıdırlar İngilizlerden gelenler. Ondan sonra efendim işte bir Anglosakson olacak, bir de Protestan olacak. Yâni yalnız Hıristiyan değil, bir de Protestan olacak. Bunlar hâkimdi. Bunlar böyle birkaç milyon insan. Herşeye bunlar hâkim. Yâni büyük şirketlerin başkanları, ne bileyim işte devletin üst tabakası, şusu busu hep bunlardır. Ha şimdi bunların çocukları da ayrı bir eğitim sisteminden geçiyor, birtakım özel okullar var. Lise seviyesinde son derece vasıflı... Bir de meselâ oradan çıkan Harward, Yale, böyle iki tane üniversiteye gidiyor. Biz Yale'de profesörüz tabiî, bunları görüyorduk. Hatta meselâ bu Yale'ye 1940'ların ortalarına kadar, ne hoca ne talebe, Yahudileri almazlarmış. Sırf Anglosaksonlara mahsus bir okul...

H. YÜKSEL:
Zenciler de mi?..

O. SİNANOĞLU:
Yahudi almazlarmış. Anglosaksonların kalesi orası. Kalelerden biri. Fakat ben Yale Üniversitesinde 35 senedir görevdeyim ve bunun adım adım nasıl değiştiğini gördüm... Bir de baktık ki, Yahudiler adım adım burayı fethetti. Önce bir iki tanesi girdi. Derken birkaç taneyi daha soktu, filan derken bir de baktık; geçen sene rektör de Yahudi oldu. Bütün Yahudiler bayram etti; "kaleyi ele geçirdik" diye. Üniversite deyip geçme. Aristokratların en ünlü kalelerinden biri ele geçti. 1600'lerden beri devam eden... Bunun gibi böyle birçok sahada, bunlar adım adım plân yapmışlar, "şurayı şurayı ele geçireceğiz" tarzında... Ve gözümün önünde, tanıdığım adamlar... Ben komplo teorisi üretmiyorum, gözümle gördüm... Yanımdaki adam bunu yapıyor, yaparken ucu bize dokunuyor, bizi de harcıyor. "Yahu bana ne dokunuyorsun" diyoruz, "yahu biz sana ne yaptık?"... "Arap-Türk hepsi aynıdır" diyor. Biz bunları yaşadık. Şimdi sonuç olarak, Yahudi takımı oraya hâkim oldu ve Anglosakson takımı kenarda kaldı. Getto gibi kaldılar... Böyle acaip birşey oldu...

H. YÜKSEL:
Ne kadar Yahudi var şimdi Amerika'da?

O. SİNANOĞLU:
Bunlar 10 milyon der ama, daha fazla olabilir; bir kısmı da dönme...

H. YÜKSEL:
Bizimkiler gibi yâni...

O. SİNANOĞLU:
Evet... Neyse, Yahudilere birşey diyeceğimiz yok. Bir kere aralarında son derece bir dayanışma var. Devamlı, bütün dünya çapında... Sonra gayet plânlı, uzun vadeli plânlarla hareket ederler. Böyle onar yıllık plânlarla filan. Şunu yapacağız, bunu yapacağız gibi. 2000 yıldır bir Yahudi başka bir Yahudiye seyahat ederken rastladığı zaman, meselâ Alman Yahudisi seyahat ederken Rus Yahudisine rastladı. Sohbet ediyorlar ve ayrılırken "Allahaısmarladık" demiyorlar. Yahut "see you later"; manâsı "sonra görüşürüz" demek. Yahut "kendine iyi bak"; yâni "take care yourself" de demiyorlar. Şimdi bu çok moda ya, "Allah" lafzını kaldırdığı için... Ne diyorlarmış biliyor musunuz, kendileri söyledi bana; 2000 yıldır ayrılırken, "Gelecek sene Kudüs'te buluşmak üzere" diye ayrılıyorlar.

H. YÜKSEL:
Ben bir şey daha soracağım, Amerika bahsini kapatmadan... Bu zencilerin durumu nedir Amerika'da? Müslüman hareketler var... Buradan, uzaktan, biz net olarak tahlil yapamıyoruz... Şimdi Farakhan var diyelim...

O. SİNANOĞLU:
Tabiî tam bilemiyorum. Ama şöyle bir şey tahmin ediyorum; bir ara Nasır zamanında mıydı neydi, zenciler Amerika'da çok bunalmış vaziyetteydi. Çünkü bu Anglosaksonlar bayağı ırkçı. Bunlar bakmışlar; "yahu bu müslümanlarda ırkçılık falan yok" deyip, dolayısıyla müslümanlık bunlar arasında yayılmış, yayılmaya başlar gibi olmuş. Ben tahmin ediyorum ki o yıllarda, Amerika, sistem, bundan son derece endişelendi. Endişe edince de standart taktiğini uyguladı.

H. YÜKSEL:
Türkiye'de uyguladığı gibi...

O. SİNANOĞLU:
İçinden sahtesini üret, oraya topla... Hem böl, hem denetle, hem de saptır. Sahtelerini kurdurdu. Hakikilerini temizletti.

İRLANDA MESELESİNİN PERDE ARKASI

H. YÜKSEL:
Şimdi biraz da İngiltere-İrlanda mevzuuna girsek... Oraya da baksak... İrlandalıların herhalde ayakta durması gerekiyor, bizim İngiltere ile hesaplaşmamız bakımından. Duracaklar mı ayakta?..

O. SİNANOĞLU:
Valla, İrlanda tabiî ayakta durabildi. Çünkü, 1890'da İngilizler bunların işini bitirirken Millî Yüksek Öğretim Kurulu diye bir şey kurup, işgal altındaki yerlerde bir gün içinde eğitim dilini "Gaelik"den İngilizce'ye çevirdiler. Ve bir buçuk nesil sonra dilini bilenlerin sayısı % 95'ten % 25'e düştü ve iş bitiyordu.

H. YÜKSEL:
Aman Allahım!

O. SİNANOĞLU:
Ve iş bitiyordu, ondan sonra artık İrlandalı diye bir şey kalmayacaktı. Dil bitince bu iş biter. Çünkü meselâ Türk olmak, ırk meselesi değildir yâni. Hangimizin ırkında neler var kimbilir? Geçmişteki biyolojik olaylar hakkında birşey diyemeyiz. Ama Türk olmak, kafaca Türk olmaktır, gönülce Türk olmaktır. Kültürel olarak Türk olmaktır. Ve bunun baş şartı da Türkçe konuşan, Türkçe'yi seven insandır. Çünkü bütün öbür kültürleri yaşatan şey de, yüzdüren gemi de lisândır, dildir. Bu dili bitirdiğin zaman hiçbir şeyin kalmaz. Kimliğin, şuyun buyun, hiçbir şeyin kalmaz. Tarihten adın bile silinir gider. Şimdi Türkiye'ye yapılan en büyük oyun tabiî bu... İşte İngilizler İrlandalılara bunu yapmış... Fakat o zaman, işte vatansever birileri oturup demişler: "Evyah bizim iş bitiyor, ne yapalım?"

H. YÜKSEL:
Külahları önlerine koymuşlar...

O. SİNANOĞLU:
Evet... Gizli bir cemiyet kurmuşlar İngiliz işgali altında. İngilizler kadar gaddar, barbar bir millet yoktur... Bunların yaptığı zulümlerin, katliamların haddi hesabı yoktur... Şimdi bir de "medenî" diye ortaya çıkar utanmaz herifler...

H. YÜKSEL:
Bize yaptıklarından da belli zaten...

O. SİNANOĞLU:
Evet... Dolayısıyla bunlar tutmuşlar, gizli cemiyet kurup ilk iş olarak orada burada, İngilizlerden gizli, kendi dilini öğreten gece kursları açmışlar; millet oraya gidip kendi dilini yeniden öğrenmeye başlamış... Fakat kendi dilini öğretme kurslarıyla başlayan iş, bir şuurlandırma yapmış, bu sayede 1920'lerde bağımsız bir İrlanda Cumhuriyeti doğmuş. İngilizlerle hâlâ Kuzey için kavga ediyorlar. Ama birkaç yüz sene İngiliz işgali altında ve inanılmaz mezalim görerek kalmış İrlandalılar. Onun için İngilizler de zaten gıcık onlara. Şimdi Türkiye'de böyle bir şey olmadığı için; işte "vay Amerika, İngiltere" filan... Ondan sonra "velînimetimiz" havası içinde... Bu oyuna çok fena gelindi; ve dolayısıyla bir iki nesil sonra ne Türkçe kalacaktır, ne de Türk lâfı kalacaktır, haberiniz olsun...

H. YÜKSEL:
İnşaallah kalacak efendim...

O. SİNANOĞLU:
İnşaallah da, gidiş odur...

H. YÜKSEL:
İrlanda mevzuunda... İrlandalılar silahlı mücadeleye girmeselerdi ayakta kalabilirler miydi?

O. SİNANOĞLU:
Hayır... Meselâ İtalyan Birliği'ni kuran, İtalyan Millî Kahramanı Garibaldi... Merak ettik, Garibaldi'ye, hayatına bir baktık. Bu adam da yazar çizer bir adam... Gazetelerde yazıyor, heyecanlandırıyor milleti, nutuk atıyor filan... Ama, sonunda bakmış ki, sadece bu işle olmuyor... Herif gitmiş ordu kurmuş da... Öyle olmuş iş...