|
Bir Savaş Nasıl Kaybedilir
IIUlusun Ulus Olmaktan Çıkarılması
Yazan: Prof.
Dr. Oktay Sinanoğlu
Evet, savaşın (daha doğrusu
işgalin) cephede değil, pek çok yıl öncesinden sinsi sinsi nasıl
başladığını, dost postundaki düşmanı, vatanına göz dikilmiş hedef ülkenin
ayarlanmış sahte aydın ve her daldaki üst kademelerinin nasıl kucaklayıp
kendi ülkelerini kundakladığını, geçen yazımızda (I) gözden geçirmeğe
başlamıştık. İktisâdî, mâlî çökertmeyi ele aldık (1-7). Şimdi daha da
tehlikelisi, ulusun ulus olmaktan çıkarılmasına yol açacak derin ruhbilimsel
savaş ameliyeleri ile (işlemleriyle) devam ediyoruz:
8) Bir ulusun maddî
gücünün olması elbette mânevî gücünün varlığına bağlı.Ulusun fertlerini bir
arada tutup ortak ulusal (millî) hedeflere yönelten de mânevî unsurlar.
Gizli düşman bunları yıllarca incelemiş, gerçek güç kaynaklarını tespit
etmiştir. Onların aşındırılması, sonra yok edilmesi için adım adım sessizce
ve sabırla çalışacak. En etkili yöntem olarak ta istediklerini hedef ülkenin
kendi fertlerine yaptıracak (Bkz. (I)).
Ulusu ulus yapan, binlerce yıldan
gelişe gelişe süregelmiş ulusal kültür. Ulusa mensubiyet hissi ise ulusal
kültürle yetişmiş, onunla yoğrulmuş olmaya bağlı. Bu mensubiyet hissi
kuvvetli olanlar, özellikle düşman ortada göründüğünde vatanın korunması,
ulusun bekası için her şeylerini, hattâ canlarını bile fedâ edebilirler.
Ancak, iş o raddeye gelmeden, vatanseverlerin, adım adım ülke ve ulusun
dibinin nasıl oyulduğunu, halkı bir arada tutan harcın nasıl eritildiğini
fark etmeleri, ve bu sessiz istilâya karşı bir araya gelerek düşmanın her
sinsi adımına karşı halkı uyarmaları, karşı durmaları, aynı cinsten sessiz,
ama etkili adımlarla mücadele vermeleri gerekmektedir.
9) Kültür unsurları
nesilden nesile eğitimle aktarılır: Ailede, köyde, sonra okulda,
evrenkentte, ve gün-be-gün basın-yayınla, toplu sohbetlerde, ve
konuşmacılarla; ayrıca filimlerle, hattâ musikî ile. O halde düşman önemli
gördüğü kültür unsurlarını eritmek için aile, köy, okul, evrenkent
düzenlerine el atıp onları sinsice bozacak ve yabancılaştıracak,
basın-yayını ele geçirecek, yerli filimciliği ve musikîyi yok edecek, yerine
kendininkinin bozuğu ile halkı topa tutacaktır.
10)
Ülkeye millî kimliğini veren, tapusunu o ulusun yapan, ulusun tarihinden
gelen kent, kasaba, köy, dağ, ova, nehir adlarıdır. Düşman gezim (turizm)
gibi bahanelerle zâten geçim kaynağı kalmamış halkı uyutarak yer adlarını
yabancı isimlerle değiştirecek, ama tabii bunu da, kilit noktalara
yerleştirdiği ayarlı, beşinci kol cemiyet üyelerine yaptırtacaktır (son
perdede ise bilinci kalmamış safdillere).
11)
Atalarının ülkeye mührünü basmış mirâsı yer adları olduğu gibi, bıraktığı
târihî âbideler olduğuna göre, düşman bunları ihmal ettirecek, yıkıma terk
ettirecek. Her ülkede insanın var olduğundan beri birikegelmiş binlerce
yıllık katmanlar bulmak mümkün. On dokuzuncu yüzyılda başlayarak düşman ve
bazen onun körüklediği göze görünür sömürgeciler, kazıbilimi (arkeolojiyi)
bir ülkenin istilâsına dünya kamuoyunu hazırlamak için kullandılar.
Katmanlardan işlerine gelenleri ön plana çıkarıp ulusun öz köküyle ilgili
olanları örtbas ettiler (Örn. Bkz. Kâzım Mirşanın buluşları, ve onları
sâdeleştirip özetleyen Halûk Tarcanın kitabı, (Ön-Türk Târihi, Kaynak
Yayınları, İstanbul 1997). Bunda da hedef ülkenin evrenkentlerine, ve
Kültür ve Gezim Bakanlıklarına önemli görev verildi. Pek çok ülkede bu
etkinlik gerçekleştirildiyse de, en yoğunları ve sonuç alıcıları her
Orta-Doğu ülkesinde ve Kuzey Afrikada oldu.
12)
Ataların mânevî mirası ise özellikle edebiyat: Halk edebiyatı, okumuşların
edebiyatı, felsefî edebiyat. Düşman bunları eğitim düzenine soktuğu çoğu
görünmez danışmanlarıyla, imzaları basan ayarlı yetkililerce eğitim
düzeninden önce tedricen, sonra toptan kaldırır, unutturur; ayarlı ve
şişirilmiş yazarlarını ünlü kılarak köklü ulusal edebiyatı gözden düşürür.
Son fasılda, gençler zâten kendi dillerinde (okusalar bile) yazılmış
olanları anlayamayacak, düşmanın vâcip gördüğü sulandırılmış bir yabancı
dile bağımlı olacaklar, gittikçe düşünme ve hissetme yeteneklerini
yitireceklerdir.
13)
Ulusun mayası, toplumun harcı, a) din, b) dil, ve c)
özünün tarihi bilincini, (o sırayla), düşman hedef alır. a) Küresel
kıraliyetçinin birinci hedefi dünya çapında kollayıcı bir idârî düzene
sahip ve milyarlarca insanı kapsayan dinlerdir. Çünkü böyle dinler, tek
ülkenin dışında, bir çok ülkeyi içine alan bir direnme duvarı oluşturur, o
ülkeler arasında dayanışmayı sağlar, düşmanın ince oyunlarına karşı halk
kitlelerini mânen koruyabilirler. Düşmanın bu duvarları yıpratması, sonra
yıkması gerekmektedir. O dinden olanların arasına nifak sokulur, sahte
mezhepler kurulur; bu mezheplere ilkel tavırlar takındırılıp aşırı işler
yaptırılarak o dinin bütünü önce dünya kamuoyunda, sonra ülkelerin kendi
içlerinde gözden düşürülür; merkezî mânevî teşkilâta bağlılık yok edilir;
aynı dinden olan, eskiden birbirini kardeş gibi gören uluslarda ırkçılık,
sahte (kültür, gönül, fikir esasına dayanmayan) ve sözde milliyetçilik
(millîlik yerine) teşvik edilir. Bu suretle, dindaşlar birbirine düşürüldüğü
gibi, gerçek ulusal duygular, ulusal bağımsızlık, ulusal kültür kavramları
da gözden düşürülür. Hedef ülkenin önce sahte aydınları, sonra daha geniş
kitleler millî menfaatlere, istiklâle bigâne kalırlar. Eski ve tarihî
dindaşları milletlerin başına gelenler ise onları artık ne üzer, ne
ilgilendirir; sırada kendilerinin olduğunu bile düşünemez, ibret alamaz
olurlar.
Hedef ülkelerde
geniş dindar kitleler saptırılıp, dinlerinin özünde böyle bir şey olmadığı
hâlde, kendi uluslarının lâfının bile edilmesine, ulusal dilden, kültürden,
tarihten bahsedilmesine düşman kılınırlar. Öbür yanda, ayrı bir kavim gibi
davranmaya başlamış sahte aydın sınıfı, analarının, babalarının, dedelerinin
(hakkında artık bir şey bilmedikleri) dinine düşman kesilmişlerdir.
14) İşte bu hazır
ortama yabancı misyonerler çıkagelir; önce usul usul, yabancı dil öğretmeni
pozunda, sonra açıktan ve akın akın. Gelen misyonerler genellikle düşmanın
istihbarat dairelerinden desteklidirler. Çoğu, çok öncelerden düşmanın diğer
yabancı ülkelerde kurdurduğu, oranın dini içinden çıkarılmış sapkın, sahte
mezheplere aittir. Küresel kıraliyetçilerin, dünya köleleri için türettiği
sahte din ve onun insancıllıktan uzaklaştırılmış, hurafelere boğulmuş sahte
mezhepleri.
Hedef ülkenin
kültür, gezim, ve eğitim bakanlıkları, içindeki cemiyet üyeleri
vâsıtasıyla yabancı misyoner faaliyetlerine pervâsız izin verdiği gibi,
onların âdetâ ortağı gibi çalışır olurlar; yabancı sahte dini metheden
kitapçıklar basar, dağıtırlar; ülkenin dinî, târihî eserleri, anıtları
yerine, yabancı dine aitmiş gibi yıkıntılar keşfeder, milletin parasıyla
bunları onarır, yabancı tapınaklar inşa ettirir, âyine açarlar. Yurdu
tanıtıyoruz; gezmen (turist) gelecek yutturmacasıyla, içerde ve dışarıda,
ülkenin dinî, târihî mirâsı , kutsal zenginlikleri diye o ulusun dinî,
târihî mirâsını değil, düşmanın istediği tarzda sahte yabancı dinin ve
târihin, ülkenin kimliği olduğu intibâını uyandırırlar. Ülkenin kamu
ulaştırma kuruluşlarının başındakiler de buna katılır. Yabancı ülkelerdeki,
o ulusun dıştaki fertlerinden oluşan topluluklara dahî bu propaganda
uygulanır. Ülkenin kimliği değiştirilmekte, istilâcıya karşı direncini
koruyacak bağışıklık (muafiyet) dizgesi yok edilmektedir.
Derken, b)
dil, ve c) özünün târihi bilincine taarruz gelir. Dinden, onunla iç
içe girmiş (her dinde olduğu gibi) o din öncesi ulusal kültür, ulusal yaşam
tarzı ve yaşam felsefesi unsurlarının sahte din âlimlerince ayıklanmasından
sonra halk çapında zemin, ulusal dil ve tarihin yok edilmesine hazırdır.
Bunların yok edilmesi, o dil yerine düşmanın uygun gördüğü sulandırılmış
yabancı dille eğitimin önce yabancı okullarda, sonra devletin, nihayet özel,
hattâ sözde dinî vakıfların okullarında başlatılıp yurdun her köşesine
yayılmasıyla olur. Öldürücü darbe ise yabancı dille eğitimin anaokullarına
kadar indirilmesi, artık öğretmenlerin de yabancı olmasıyla gelir. [ (b)
ve bir miktar (c)nin geniş işlenmesi için Bkz. O. Sinanoğlu, Bye-Bye
Türkçe, Hedef Türkiye, ve Büyük Uyanış kitapları, Otopsi Yayınevi,
İstanbul (2000-2003)]. Küresel kıraliyetçilerin gizli kuyrukları kilit
kademelerde görevlerini yapmışlardır. Ama bu kuyruklar da sonunda düşman
tarafından ülkelerinin topraklarından sürülecekler, çoluk çocukları da
soykırımdan kurtulamayacaktır.
İşte böyle.
Yukarıda toplu hâlde özetlediklerimiz, iki Amerika kıtası, Avrupa, Asya, ve
Afrikanın pek çok ülkesinde uygulanmıştır. Bu gün de çok yerde devam
ediyor. Son perdeler oynanıyor. Bizim ülkemizin, ulusumuzun, bu savaşın,
daha doğrusu istilânın neresinde olduğuna okuyucu kendi karar versin. Peki
bu vahim durumda nasıl ve ne yapmalıyız?ı da herkes düşünsün. Sonra
bulduğumuz çareleri karşılaştıralım.
**********
İnsanlık düşmanı dünya hâkimiyetçilerine karşı çıkacak, insanlığın
kurtulmasına yol gösterecek bir ülkeden; 02 Nisan 2003.
| |